• Ahmet! diye, seslendi içeriden sert, kaba bir ses.
Yumuşak bir ses hemen peşinden atıldı,


- Abi ya, çok geç oldu. Sabahın karanlığından beri çalışıyor. Yağmur fena bastırdı. Nereye ne gidecekse ben götürürüm.


Nihat’dı konuşan.On altı yaşındaydı. Tüysüz,kara kuru bir çocuktu. Belki Ahmet yaşındaydı bu işe başladığında, belki de Ahmet’ten küçük. Ramazanın sağ kolu olmuştu olmasına fakat bu duruma gelinceye kadar da ne çekmişti elinden bir o bir de Allah bilir! Artık eskisi gibi korkmuyordu. Pişmişti.Sert tavırları ona “vız” geliyordu. Eti senin, kemiği benim” demişti babası okuldan alıp Ramazan'a teslim ederken. Nihat okumak istiyordu. Hiç kimse sormamıştı " Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diye. “Çalışacaksın” demişti babası, çalışıyordu işte dokuz yaşından beri.


-  Sen sus, karışma! Yok öyle hampadan para! Babasının tükkanı mı be burası!?

-Ahmet! Nerde be bu? Yalvar yakar işe giriyorlar sonra da kaytar babam kaytar. Elimde kalacak bir gün.

- Bırak abi! Cılkı çıkar bu yağmurda şimdi, üşütür hasta olur.


Yüzünü ekşiterek İşaret parmağını Nihatın suratına salladı.

- Bana bak!. Sen de  ikide bir araya girip durma bozuşuruz.


Gözleri bir yılanın gözleri gibi kısık ve inceydi. Öfkeliyken daha da inceliyorlardı.Dudaklarının üzerine abanmış bıyıkları ağzını kapatıyordu.İçinden kılları fışkıran burnu; iri ve ucu öne doğru inikti. Kendinden her an kötülük beklenen pis ve kötü bir adamdı. Ahmet gibi, Nihat gibi, çocuklara çöp bidonlarındaki, inşaatlardaki, lokantalardaki plastikleri, kartonları çöp arabaları gelmeden toplatıp fabrikalara kilo ile satıyordu.


İki ay evvel çalışmaya başlamıştı.Ahmet. On yaşındaydı ve henüz dördüncü sınıfa gidiyordu. Sabahları okula gidiyor, öğleden sonraları Ramazanın yanında hem ortalığı temizleyip süpürüyor, hem çek çek’lik yapıyor, karşılığında da otuz beş lira haftalık alıyordu.
Okumak istiyorsan çalışacak,kendi paranı kazanacaksın.” demişti babası.


Okula gitmezdi iş çıktığı zamanlar. Paydos zamanı arkadaşlarını yolda gördüğünde yolunu değiştirirdi. Ertesi gün okula neden gelmediğini sordukları zaman "hasta oldum, uyanamadım" gibi mazeretler uydururdu. Hiç kimse onun okul çıkışında ve bazen okul zamanında Ramazanın yanında çalıştığını bilmezdi. Alay etmelerinden, parmakla gösterilmekten, hor görülmekten korkardı.



Ramazan, Ahmet’in evine adamlarından birini göndererek çekilecek mal var diyerek sabah erkenden dükkana çağırmıştı o gün. Annesinin “ Okula gitmek için hazırlanıyor. Öğleden sonra gelse olmaz mı? Çok mu acil?" demesine aldırmadan yaka paça yangından mal kaçırır gibi götürmüşlerdi.


Herkesin sıcacık yorganın altında uyuduğu saatlerde yatağından çıkarak soğuğa karışmak ölümdü. Sokak lambalarının ışığı altında ağır ağır yürümeye başladı. Ara sıra durup evlerin pencerelerine bakıyordu. Yıldızlar bile kaybolmamıştı. Ay tepsi gibi parıldıyordu.Yolun sonunda  durdu. Nefeslendi. Tüm gün araba sürüklemekten elleri su toplamış, tutmaz olmuştu. Annesi üzülmesin diye söylememişti. Nihat bir bez parçası bulmuş sarmıştı yarası derinleşmesin diye. Yokuş yukarı çekmek de ne zordu! Nihat ona işin püf noktasını göstermişti.


- Zig zag çizerek çıkarsan çok yorulmazsın. Ters köşe!  Anladın mı koçum?”


Sabahtan beri bir hayli plastik, karton, ne bulduysa toplayıp çekmişti. Dükkanın önüne gelince durdu. Arabasını boşalttı, girişteki tahta sandıklardan birinin üzerine oturup kolunu yanında duran üst üste konmuş kasalara dayadı. Beresini gözlerinin üzerine çekerek, kapıdan içeriye giren zehir gibi soğuğun yüzüne vurmasını engelledi. Of! Nasıl da tatlı bir uyku basmıştı.


**** 

- Ahmet!.. Ahmet!..

Derinlerden gelen  seslenişe açmaya çalıştı gözlerini. Beresinin altına sakladığı gözlerinin akları kıpkırmızıydı. Kalın bir perde görmesini engelliyordu. Kaba bir el başındaki bereyi çekip aldı yere fırlattı.

- Lan ne uykusu bu!? Uyumaya mı geldin buraya? Kalk, kalk, kalk!


Kadir sallanarak ayağa kalktı... ayakkabılarını çıkardı. Küçücük parmakları kımıldadı. Az ötedeki içi boş tahta kasalara yöneldi. Yavaşça yere oturdu. Başını başka bir kasaya yerleştirdi.


“ Az daha uyuyayım! diye mırıldandı.


“ Ben sana uyu diye mi para veriyorum piç?


Hırsla kolundan tutup ayağa kaldırdı. Tahta kasalardan birini ayağı ile parçalayıp Kadir’in kolundan tuttu. Bacaklarına, kıçına, kollarına, sırtına Allah yaratmış demeden vurmaya başladı.


“Anne!" diye, haykırdı Ahmet. 

- Ramazan abi dur yapma! diyerek koştu Nihat. Ahmet’i yerden kaldırmak için eğilmişken Nihat’ın sırtına indirdi bu kez.

" Çekil git be!"

"Gevurun dölü!
Bir, iki kalkmaya çabaladı. Yıkıldı.

- Allah belanı versin, bi boka yaramazsın! Deli bir kuvvetle bir kez daha vurdu.. Acıyla haykırdı Ahmet. Elindeki tahtayı yola doğru savururken dişlerinin arasından kallavi bir küfür çıktı. Nefretle tükürdü. İşte o anda Ramazan koca bir ağaç gövdesinden kesilmiş gibi hırıltılar çıkararak yere kapaklandı. Oluk oluk kan akıyordu bedeninin her yanından. Şiddetle yağan yağmur sürüklüyordu kaldırımın kenarından taa aşağılara.


Nihat elindeki kanlı bıçağı oluk oluk akıp giden yağmurun altına fırlattı.

- Pislik! dedi, dişlerinin arasından.  

Ahmet’i kucakladı,hızlıca yürüdü gitti sokak ışıklarının altında...

Yorumlar