19 Nisan 2009 Pazar

Aşk sönmeyen bir ateş....



"İç" diyerek elindeki bardağı sağdıcının ağzına dayadı.. Ve bir dikişte içmesini sağladı böylelikle.

Yüzüne acı çekiyormuş hissini veren, bir ifade geldi. Kafasını iki yana salladı. Gözleri temmuzun sıcağından mı yoksa ard arda içtiği içkinin etkisinden mi bilinmez kıpkırmızı olmuştu. Sarhoş olmuştu.

Geniş bir avlunun orta yerine konan bir sandalyede oturuyordu sessizce... Etrafında sağdıçları, kendisini traş eden berber ve köy yerindeki meraklı çoluk çocuk vardı. Hadi sağdıçları neyse de... Bu çoluk çocuğa ne oluyordu?Alt tarafı bir traştı işte!! neyine bakıyorlardı.. sinirine dokunuyordu kendisine bakmaları ki; ara sıra oturdugu sandalyeden hızla kalkıp;

"dağılın len deyyuslar" diye bağırıyordu.

Kıkır, kıkır gülüşen çocuklar kaçışıyorlardı etrafından kısa süreliğine.. sonra yine etrafına toplanıp kendisini izlemeye devam ediyorlardı.

Gümbür gümbür çalan davulu, zurnayı cenaze marşı gibi algılıyordu sarhoş kafası.. oysa ki davullar kendi düğünü için çalıyordu.. o damat traşını oladursun... gelin, avlunun içerisindeki evde akşam olacak düğünleri için.. onun için hazırlanıyordu sağdıçları tarafından..

Geniş avlunun bir köşesinde kazan, kazan yemekler.. keşkekler yapılıyordu köy kadınları tarafından... brandalar geriliyordu direklere güneşin kavruklugunu engellemek için.. masalar, sandalyeler geliyordu traktörlerle.. gece için köy meydanı ışıklandırılıyordu...

Köy yerinde düğün oldu mu tüm köy davetlidir.. duyan... gören gelir.. yemekler yenir.. içkiler su gibi içilir..

İçi eziliyordu bunca hareketliliğe.. bunca hazırlıgı gördükçe "işte ölümüm!! diyordu..

"Ver" diyordu sağdıcına "ver!!".. içtikçe gözüne bir sis perdesi iniyordu..

İçindekini bilselerdi.. içindeki sesi duysalardı.. dalga, dalga kabaran öfkesini ...diline gelen yüreğindeki ismi haykırabilseydi.. bu düğün yine olur muydu acaba?

Bir anda hızla kalktı yerinden... dayanılacak gibi değildi artık düşündükleri.. naralar atmaya başladı.. nara mı feryat mı anlayamamıştı ki hiç kimse.. sevdiği kızın ismini haykırıyordu.. ama haykırdıgı isim avludaki evin içerisinde kendisi için hazırlanan genç kızın adı degildi...

Acı ile haykırıyor, ağlıyor.. kendini yerden yere atıyordu.. herkes şaşkınlaşmıştı.. berberin elindeki ustura az kalsın yüzünü kesiyordu..


Sağdıçları, iki kolundan tutup kaldırmaya.., konuşup sakinleştirmeye çalışıyorlar fakat başedemiyorlardı.. bir deli kuvvet gelmişti sanki üzerine.. bir yanardag olup taşmıştı lavları.. yakıyordu içini ... artık taşması gerekti, akması gerekti içinde tutmaması gerekti.

Avluya boylu boyunca uzanıp kalmıştı öylece.. bağıra, bağıra ağlıyordu... hiç kimseyi dokundurmuyordu kendine...

Genç kızlar... kadınlar.. ağlamaya başladılar.. başörtülerini, yazmalarını mendil yapıp gözyaşlarını sildiler...

Yattıgı yerden sevdiği kızın adını böğürüyordu resmen.. onu çağırıyordu.. "............" gelmezse kalkmam "diyordu.

Bu sesler üzerine... avludaki gelinevinin penceresinin perdesi kıyılandı yavaşca.. birsürü kadın başı ve bunların arasında; başının iki yanına düşen meliklerinin ucuna sarı simli gelin telleri iliştirilmiş bir kafa uzandı.. yüzüne sürülen allıkların ve havanın sıcaklıgından yanakları al aldı.. simsiyah gözleri çakmak çakmak.. ve perde hızla kapandı.

Davullar bu sesi ört-bas etmek istercesine umarsızca tüm gürültücülüğüyle çalmaya devam ediyordu.. damadın annesi babası geldi.. oğullarının yanına çöktüler.. anası aldı oğlunun başını... dizlerine yatırdı... okşadı, okşadı.. yeni traşlanmış saçlarını yana yatırdı şefkatli ana elleriyle.. elleri kesik saç doldu. sırılsıklamdı oğlunun başı.. oğlunun teriyle kendi terinin tuzu karıştı birbirine..

"anammm" diye ağlıyordu genç adam yalvaran gözleriyle anasının dizlerinde...

anasının gözleri... babasının yüzünde,

"Olmasın beyy.. bitsin gayrı bu hazırlıklar.. oğlum gidiyor..

Babası,dimdik baktı oğlunun gözlerinin içine .. dişlerinin arasından hırsla fısıldadı etrafına bakınarak..

"Rezil ettin beni ele-güne.. kalk yerden de tepemi attırmadan otur yerine..

"Yürü" diyerek el etti karısının omzuna sertçe..

Karı koca yürüdü gitti..

Genç adam yerden kalktı, berber sandalyesine dogru yürüdü.. sarhoş degildi artık.. aklı başına gelmişti.içindeki öfke sönmüştü.. kabul etmişti.. artık yenilmişti.. onların kendisi için seçtiği kızla evlenmeye hazırdı .. başı sert bir yere çarpmıştı sanki.. anası babası böyle istiyorsa böyle olacaktı.. onlar kendisine bunu uygun görmüşlerdi demek !! tamamdı..

Keşkekler, yemekler yenildi.. tüm köy bu düğünden nasibini aldı.. koşuşturmalarla gün bitti..

Davul, zurna geceye dek aralıklarla çalındı.. harmandalılar oynandı.. halaylar çekildi.. delikanlılar, genç kızları göz ucuyla izledi.. yeni aşklar filizlendi...

Gecesine kına yakıldı gelinin avuçlarına, ayaklarına.. herşey olması gerektiği gibi oldu bitti....


O düğünü, sadece bir kişi uzaktan izlemek zorunda kalmıştı o gece....


Söylenmeden, dile getiremeden, biten... sönen aşklar vardır... yeterince anlatılamadan, neden.. niçinlere kalmadan biten sönen sevdalar vardır..

Belki de söylenmemesi en hayırlısıydı onlar için..


Şimdi o gençle, o genç kız hala görüşüyorlar .. yaşadıkları yer küçük bir yer çünkü. Yüzyüze bakmak zorundalar zaman zaman.. genç kız ise hala evlenmemiş.. bakıyorum da sanki hala yok olmayan bir kıvılcım var gibi... küllerin arasından zaman zaman ışıldayan ... ört bas edilen.. ama sönmeyen bir ateş...

Baktıkça, gördükçe yeniden canlanan bir ateş..

2 yorum:

Tijen dedi ki...

Sevgili Semra,
Ihlamurlu anını paylaştığın için çok teşekkürler.

Yağmur zamani dedi ki...

:) hatırlattıgınız için ben teşekkür ederim.. selamlar...