5 Mart 2010 Cuma

Bu şehir...




Bir şehri terketmek,

Bir sevgiliyi, ya da çok sevdiğin bir dostu terketmek gibi olmalı....

Ben öyle hissettim..

Ayrılırken nasıl da salya sümük ağlamıştım.

Sanki etimden, canımdan bir parça kopartıyorlarmış gibi çok canım yanmıştı.



Sandım ki; yerine sevemem...


Sandım ki,

Şehirler beni sevmez...


http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=129955

Ben de şehirleri.

Çok sonra anladım yanıldığımı.



Geçen gün, Liman çay bahçesinde ve o meşhur kırmızı şemsiyeli masada üç H.A.S ( Hülya, Alev, Sema) arkadaş otururken Alev " Tekirdağ'a alıştın mı artık Sema... sevdin mi? diye sordu.

"Sevdim "dedim hiç düşünmeden.

" Ya tamam da; en çok neyini sevdin merak ettim" dedi.

"Herşeyini" dedim.




Ben bu şehrin;

Liman çay bahçesinde arkadaşlarla buluşup ve illa ki kırmızı şemsiyeli masasında oturup simit yemeyi, çay içmeyi...

Balıkçı motorlarında ağları temizleyen balıkçıları izlemeyi...

Çaycı Emin'i...

Balıkçı Salih'i...

ÖZCAN ve DİYAR lokantasında dostlarla et- köfte yemeyi:)

Şehrin girişindenTekirdağ'ın gece manzarasını izlemeyi..


Ay çiçek tarlalarını ve fotoğraflarını çekmeyi.

Her sokağa çıkışımda gördüğüm BACAKSIZ'ı...

Köşebaşı yazarı Emine SONAL'ı..

Yıllardır spor yaptığı halde, yemek yemeyi çok sevdiği için bir türlü zayıflayamayan spor hocam, arkadaşım HATÇE'mi...

Hem nemli, hem pis... ama seyrine doyum olmayan denizini...

Mehtaplı gecelerini...

Enez yolu üzerinde yol kenarlarına sıralanmış pazarcı köylü kadınlarını...

Satır etini:)


Her gördüğümde burnunu karıştırıp duran minübüs durağındaki hop hopcuyu..

Simitçi KADİR'i...

Çiçekci Nergis'i...

Perşembe pazarını ve köy pazarından peynirimi, kuskusumu, eriştemi, yumurtamı aldıgım Nadide teyzemi...

İsmini hala öğrenemediğim pala bıyıklı, koca göbekli çiçekcimi..

Şehir meydanındaki seyyar satıcılarını...

Eşkinat Eczanesindeki arkadaşım Nebahat hanımı.

Nezaket abidesi mahalle marketçimiz CEMİL'i...




Hepsini.... hepsini çok sevdim...

Şehirler insanlar gibidir...



Bazısı seni kolay kolay içine almaz, barındırmaz...
İter, sevdirmez kendini...
Sevmez de!
Soğuk, sevimsiz suratını gösterir. Kendini ona sevdirmek için kaç takla atarsan at umrunda bile olmaz.
Ne ekmek verir,
Ne oldurur, ne de öldürür...
Süründürür!
Sonunda atar popona tekmeyi...

Yani her şehir yeni bir yolculuktur aslında...
Yeni bir yaşam biçimidir, öğretidir...


bu şehir beni sevdi:)

Ben de bu şehri...

Hem de çok!

Hiç yorum yok: