5 Mart 2010 Cuma

Kızılcık...


Neden hep gözlerimi kapattığımda

Gözlerini görüyorum?

Neden seni düşündügümde hep

Kederle anımsıyorum?

Dinle bak! ses verdim

Kızılcık ağacımın altından...

Hani yoksun?

Hani nerdesin?

Hangi penceredesin?


Yenice'deki evimizin koskocaman iki bahçesi vardı (-belki de bana öyle geliyordu-) içinde de envai çeşit sebze... iki evin arasını bölen tahta avluya yakın yerde ise kısa bodur bir kızılcık ağacı...

O kızılcık ağacı, bizim evin üç küçük kızının ve mahalle kızlarının nelerine şahit, ortak olmadı ki?

Dipdiri bir sabahın, yorgun düşmüş akşamına kadar orada vakit geçirirdik.

Altımıza da küçük bir kilim sererdik. Üzerine oturup, boyu bir karışı bile geçmeyen mikadan yapılmış bebeklerimizle oynardık. Önümüzde ise annemin oyalanmak için verdiği, diktiği elbiselerden artan ufak-tefek kumaş parçaları.. makas.. iğne iplik.. bütün günü geçirmemize yetip artardı.

Ara-sıra da başımıza kızılcıklar düşerdi pıt.. pıt.. düşenleri hemen ağzımıza atardık gülümseyerek. Ekşimsi, buruk bir tat oluştururdu ağzımızda. Yüzümüzü buruştururduk yerken ama, gene de yemeden duramazdık.

Vakit öğle oldu mu, kızılcık dallarının arasından sızan güneş, biz anlamadan çıplak omuzlarımızı, yüzümüzü, burnumuzu yakardı, yandığımızı anlamazdık. Bütün günümüzü dışarıda geçirmekten ise yüzümüzü, kollarımızı çil basardı. Üç kız kardeş, üçümüz de birbirimizin modeli olmuştuk. Çilli... Birbirimize, birbirimizin yüzünü göstererek kahkahalara bogulurduk.

En sinir olduğum şey, yan komşumuz Süreyya teyzenin oğlu Erol'un beni ''Çilli bibi, çamaşır ipi, bindi bacaya, kaçtı kocaya'' diyerek kızdırmasıydı.

Elime ne geçerse fırlatır canını yakmak isterdim. Çillerimi sevmezdim o zaman, aynaya ters düşerdim. Onu oyunlarımıza dahil etmediğimiz için bize kızıyordu ya, aklı sıra bizden intikam alıyordu.

Evlerimizin arasında uzun tahtalardan yapılmış bir avlu vardı. Tahtaların arasından bizim oyunlarımıza gizli gizli bakardı, ben de kızdırırdım ''kızların içinde kızılcık bebeek'' diye seslenirdim. Anında toz olurdu..

Yıllar sonra doğduğum kasabaya gittiğimde gördüm ki, çocukluğumu geçirdiğim ev ile, hatırladığım o ev arasında uzaktan yakından alaka yok.. küçük bir ev ve.. iki küçük bahçe.. Altında oynadıgımız bodur kızılcık ağacı ise hala duruyor yerli yerinde.

Bir süre seyrettim..

Çilli üç küçük kız gördüm ben o kızılcık ağacının altında.. kızılcık tadından yüzleri buruş buruş olmuş... Elleri kızılcığa boyanmış, dillerini gösteriyorlar.. kızılcıktan kıpkırmızı. Avlunun arka tarafında komşu oğlu Erol'u gördüm bize gizli gizli bakıyor ve beni kızdırıyor yine saklandığı yerden

''Çilli bibi, çamaşır ipi, bindi bacaya, kaçtı kocayaa..'' gülümsedim kendi kendime:)

Çocukluğum..

Mahalle arkadaşlarım hepsini tek tek gördüm. Altında oyunlar oynadıgımız sokak lambalarının altında dikilip kaldım bir süre...





Şimdi Kızılcık zamanı.

Sen

Ben ve Kızılcık....

Gözlerim acıyor anne,

Bilmiyorsun...

Seni çok özledim!

Hiç yorum yok: