27 Kasım 2011 Pazar

sonbahar...
koca bir kavak ağacının yanından geçiyordum ki, birdenbire önüme düştü. sapsarı olmuş, yer yer çatlamıştı yüzü. toprağa değiverince yüzü, sadece benim duyduğum kadar bir ses çıktı boğazından. tanıdım! bir yerlerden kopmanın verdiği acı bir sesti. içten, derinden gelen bir inilti. düştüğü yerden alıp korunaklı bir yere koyacaktım ki, yoldan geçen bir otomobilin rüzgarı ile savruldu yola. ezilip dağıldı derken; tekerlekler üzerinden geçmeden yeniden savruldu. her adım atışımda rüzgarda biraz daha savruluyordu, yetişemiyordum. kaldırımın kenarında soluklandı biraz. sonra; başka bir yaprak düştü yanına onun gibi. onun da beti benzi atmış, sararmış, o da koparak düşmüştü diğeri gibi. diğerleri de zamanı geldiğinde düşecekti onlar gibi. onların da toprağa değince yüzü,, onlar da acı çekecekti onlar gibi, savrulacaklardı zamanın içinde başka yerlere, ve son bir kez daha ayrılacaklardı sona doğru giderken tüm canlılar gibi. her kopuş, her ayrılış, hiç yaşanmamış acıları andırır. her kopuş, etin tırnaktan ayrılmasını andırır.. her kopuş başka yerlere savurur başka yerlerde barındırır, her kopuş bir sona sürükler, ve son kopuş hep tek başına yaşanır. (söztürk)

Hiç yorum yok: