12 Nisan 2012 Perşembe


Siz de koklar mısınız bilmiyorum ama ben kokluyorum...
Elime alıp aşkla okşuyorum.
Sonra da açıp
Kokluyorum derin derin...

Sıcacık bir ekmeği koklar gibi kokluyorum.
Bu da benim hastalığım,
Yani koklamak..
****
O kokuyu özleyerek gidiyordum oraya.
Burnumun direğini sızlatan o kokuyu çok seviyor derin derin çekiyor
İçime yerleştiriyordum...

Nasıl bir tiryakilik bu aman yarabbi.!

Sonra bir gün yakalandım..
Evet, yakalandım.
Önce etrafı kolaçan ettim. Yakınlarda kimse var mı yok mu baktım.

Durum müsaitti..
Rafların arkasına geçtim,

Elime aldım baktım, okşadım sevdim.... ve tam da kendimden geçmiş bi halde koklarken yakalandım..
Gözlerimi açtığımda görevli ile göz göze geldim.
Bana gülümsüyordu yamuk yamuk "yakaladım "der gibi.
Utanmıştım. 
Yavaşça elimden bıraktım. 
İlk kez "koklayan" birini gördüğüne adım gibi eminim.

 Usulca başka yöne doğru yönelirken o da bana doğru adım atmaya başladı.
Yanıma gelince,
"Merak etmeyin" dedi, ben de severim koklamayı.. hem de çocukluğumdan bu yana.
Neden burada olduğumu sanıyorsunuz? Daha yakın olmak için tabii ki.

 Raftan, eline ilk gelen kapağı pırıl pırıl parlayan bir kitap alarak üzerinde gezdirdi usulca.. sonra sayfalarını açarak derin derin kokladı...

Gülümsedi.. gülümsedim... 

"Yeni çıkanlar" bölümüne doğru ilerledi...

"İncir kuşları" nı okudunuz mu? Gerçek bir aşk hikayesi imiş. çok güzel, tavsiye ederim,dedi...
  Hayır, diyerek kitabı elinden aldım.

Beni onunla baş başa bırakmak için olmalı ki, yanımdan uzaklaştı...




Hiç yorum yok: