14 Aralık 2010 Salı

Felaket Tellalı...


Hani diyorum ki sadece bir kaç günlüğüne;

"Şöyle lapa lapa bi kar yağsın... Bahçeler karla dolsun. Ağaç dalları aşağılara sarksın, elektirik telleri bembeyaz kalın bir ipten olsun. Pencere pervazlarına, balkonlara kar yığılsın... Kuşlar camdan içeri baksın... Evlerin damlarından kar tozusun aşağılara göz gözü görmesin... Her bir kar tanesinin yere düşerkenki sesini duyalım o sessizlikte pıtır pıtır...Sabah olunca uzayda ilk yürüyen insan gibi, karda ilk benim ayak izim çıksın. Koşayım, yuvarlanayım çığlıklar atayım pamuk pamuk karların üzerinde...

Çocuklar eldivenlerini kaşkollerini kuşanıp kardan adam yapsınlar bahçenin ortasına... Havucu ve zeytini benden olsun... minik kardeşler kardan adamı yapan abilerini ablalarını izlesinler pencerenin ardından mutlulukla el çırparak.

Komşunun kedisi pencerenin içine oturup havada uçan kuşları izlerken, yakalayıp mideye indirmenin hayalini kursun umutsuzca...

Sımsıkı giyinmiş erkekler ellerinde küreklerle karları kürüsünler sağa sola... Çocuklarına, kadınlarına yol açsınlar ayak olsunlar...

Kuşlar hınzır bi çocuğun kapanına yakalanmadan özgürce uçsun gökyüzünde.. Kar sıralı dallarda, kırmızı kiremitlerin beyaza örtündüğü damlara sıçrasınlar bi çırpıda... iyi kalpli insanların pencere önlerine koydukları yemleri yesinler sevinçle...

Bahçeden geçerken karın üzerinde minik izler bırakan kedilere ve köpeklere yemek verelim sonra... Belki de bu güne dek hiç okşanmamış olan başlarını okşayalım. Sevgiyi hissetsinler, sıcacık el temasını... Bu dünyada kötü insanlar olduğu kadar iyi insanların da var oldugunu anlasınlar. Onlar dünyada dolaşan insanlardan daha sadıktır,daha sevgilidir, sevgiye sevgisiz kalamazlar..

Gazeteler bayiilere ulaşamasın, okullar tatil olsun, yollar kapansın bi süreliğine... ama yolda kalanlara da yardım edilebilsin...

İnsanlar akşamları evlerinde otururrken birbirine yaklaşsın. Sohbetler etsinler... Eskiye dönüp çocuklarıyla gölge oyunları oynasınlar çıplak duvarlarda.. . Dostlar kapımızı çalıp oturmaya gelsin eskisi gibi... ocakta çaylar kaynasın, kahkahalar taşsın duvar ardlarından... hüzünler duvara yapışsın.

Sokaktan geçen bozacı, evlerin kırmızı ışıklarına bakarak "booooozaaaa!!" diye bağırsın keyifle...

Bozacının gözleri, "bozacı!" diye seslenecek bir pencere arasın...

Biz'i hatırlayalım, birlikte yaşadığımızı, aynı evde olduğumuzu bir bütün olduğumuzu... ayrı ayrı hayatlardan kurtulup kısa süreliğine de olsa bir araya gelelim...

Sonra, "Hanıım diye seslensin kalın bir ses, bana bir çay verir misin?

Sıcacık bir odada batttaniye altında uyuyakalsın minikler.. anneleri üzerini örtsün şefkatle...

Gece kestane kebap olsun,

Sabah mis gibi kızarmış ekmek kokusu sarsın ortalığı....

Kış, kış gibi yaşansın eski zamanlardaki gibi...****


******

Kar beyaz örtüsünü toprağa sererken,

Bizler de evlerimizin kapısını kapatıp, kalın perdelerimizi camlarımıza gererken, sıcacık evlerimizde oturup, sıcacık çayımızı yudumlarken, meyvamızı soyarken, karnımız tok, sırtımız pek iken... yani tuzumuz kuru iken, dışarıda kar lapa lapa yağarken, ve bizler; bundan büyük bir keyif alırken lütfen biraz düşünelim ve sıcacık kalbimizin üzerine elimizi koyup iç sesimizi dinleyelim..

EVSİZLERİ UNUTMAYALIM....

- Bu gibi durumlarda Lütfen 0212 455 13 00 nolu hattan İBB'ye haber verelim..

İzmir'deki bildirimler için 361 71 51- 361 00 82 (Müyesser Turfan Güçsüzler Evi) veya (İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin) 441 05 20 – 293 13 14 numaralı telefonu arayın.. Eğer 60 yaş üstü ise Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ilgileniyormuş..446 33 52. Paylaşalım lütfen.

Ve her kim nerede yaşıyorsa, bulunduğu ilin, kasabanın belediyesine durumu bildirsin....

Kimse ayazda kalmasın...

Kimse DONARAK ölmesin.

10 Aralık 2010 Cuma

sen uyurken...


Gündüzleri iş yaparken,
Sık sık duraklıyor ellerim...
Ve gecenin bir kısmını,

Seni seyrederek geçiriyor gözlerim..

Kuşlardan önce uyanıp,
Şafaktan önce kalkıp seni öpüyorum...

Gözlerini, dudaklarını,
Kirpiklerini...

Ve ben, hep her seferinde,

Uyuduğum saatlere kızıyorum...

8 Aralık 2010 Çarşamba

sakarlığım tuttu


Geçmişime baktığınız zaman evimde kendi çapımda ufak tefek sakarlıklar yapmış olduğumu öğrenebilirsiniz. Bulaşık yıkarken çay bardağı ya da su bardağı kırmışlığım vardır. Hatta o gün içinde kırdığım bardak sayısı iki olduğunda, uğursuzluk olmasın diye bi üçüncü bardağı mutlaka kendim kırmak için uğraşmışımdır. Balkondan aşağı atarım ama o da kırılmaz inatla bi türlü.. Bi daha, bi daha atarım üçüncüyü kırana kadar...

*********

Günlerden pazardı ve oğlumun dershanesinde veli toplantısı vardı. O gün üzerimde bir tuhaflık vardı. Neydi o bilmiyorum ama hiç olmadığım kadar sakardım.


*******

Dershanenin kapısından içeriye girdiğim zaman, kapıdaki koruma görevlisi, "Hoş geldiniz efendim" dedi ve önündeki masanın üzerinden içi tepeleme çikolata dolu tabağı uzatarak ikram etti. İçinden bir tane kırmızı varaklı seçmek isterken çikolataları patır patır yere saçtım.. ufacık tabağa bir yığın çikolata koymuşlar hayret birşey!

"Ahh.. çok özür dilerim.. nasıl oldu bu hiçç anlamadım"gibi sözler sarfettim.. ve yere eğildim toplamak için. Koruma görevlisi büyük bir nezaketle "Olsun efenim ne ziyanı var? toplarım şimdi siz zahmet etmeyin lütfen..." gibi sözler söyleyerek serii bir şekilde yerdeki çikolataları tek tek topladı..

Çikolata tabağını masanın üzerine koymadan elime baktı. Siz alabildiniz mi bari? diye sordu sırıtaraktan..

Yok sağolun çikolatayı pek sevmem zaten(!) dedim ve yukarı kata seğirttim.

***

O anda yanıma mini etek giymiş bir genç kız geldi.. Etek boyu aşağı in(e)mediği halde çekiştirip duruyordu. Topuklu ayakkabılarının üzerinde durabilmek için de oldukça çaba sarfettiğinin farkındayım... Bu etek çekiştirme olayı için ben de herkesin söylediği o sözü söyledim. Tabii ki içimden. "Kızım çekiştirip durmaa, inmiyoo iştee inmiyoo..."
********
Beni merdivenlerin başındaki masanın önüne götürdü. Masanın üzerinde kitaplar, broşürler,öğrencilerin ders notlarının yazılı oldugu kağıtlar kuru pasta tabakları vardı. Hepsinden birer tane alıp verdi, sonrasında kolonya tutmak istedi....

Kolonyayı almak için avuçlarımı açmak için, broşürleri koltuğumun altına koyayım dedim, avuçlarımı açtım.. tam sıkıştıramadım galiba... O anda kolumun altındaki broşürler kayıp yere saçıldı...
"Hay allah kahretsin..."dedim.. çok özür dilerim canım yaaa...

Kız, elindeki kolonyayı bırakıp, mini olan eteğini yine aşağı doğru çekiştirerek yere çömeldi ve dağılan broşürleri toplamaya başladı.

Çok özür dilerim... gerçekten...

Eminim, içinden söyleniyordu.


*******
"Buyrun sizi öğretmelerimize götüreyim" dedi, Her sınıfta bir öğretmenimiz var. Elinizdeki listeye bakarak öğretmenlerimizle görüşebilirsiniz.. görüştüğünüzü de işaretlemeyi unutmayın lütfen." Not alabilmem için de elime ayrıca bir tükenmez kalem tutuşturdu.

Teşekkür edip dönerken, nasıl oldu bilmiyorum bu kez de omzumdaki çantam masanın üzerinde sıralı duran broşürleri olduğu gibi yere saçtı...


"Aaaa çok özür dileriiim.. gerçekten çok özür dileriiim. Ya bugün üzerimde bişey var ama ne anlamış değilim...
Sanırım o gün en çok kurdugum cümle bu oldu...
"Çok özür dileriiiim":))
Mini etekli kız içinden " Bu kaçıncı yav? Senin peşini mi toplayacağız be kadın! diyordu kesinlikle..

"Olsun efendim.. ben toplarım.. siz buyrun öğretmenlerimizle görüşün...

****
Matematik öğretmeni anlatıyor ben dinliyorum... gayeet ciddi... ben de tabiii.. Daha başka neler yapabiliriz oğlumuz için onu tartışıyoruz... Öğretmenimizi dinlerken elime not almam için verdikleri, tükenmez kalemin kapağını tık tık açıp kapatıyorum...

Birden, kalem kapağı "tak" diye hocanın göğsüne doğru uçtu ve oradan da yere yuvarlanıp gözden kayboldu.

Bir " Aaaa" çıktı ağzımdan şaşkınlıkla... çok özür dilerim.. nasıl oldu ki bu? hay allahh..."

Hoca eğilip yerde kapağı aramaya başladı... Ben rezil rüsva... bu kaçıncı yahu diyorum kendime. Yuh olsun! sana n'oldu böyle bugün?!

Olsun.. olsun.. "diyor, hoca yan yan gülümseyerek... (bir taraftan da elleri dizlerine yapışık vaziyette kalem kapağını arıyor.) Olur böyle şeyler. Ben de çok yaparım ders anlatırken falan... ( bana moral veriyor)

Hayır, adım çıkacak diye korkuyorum. Dershaneye desturla alacaklar beni bundan böyle... Ben yukarı çıkmadan namım yürüyecek...

" Dikkat! Sakar kadın geldi, dikkat sakar kadın geldi!

Valla, değilim aslında.

******

Son öğretmenle de görüşüp el sıkışıyorum ve aşağı merdivenlere doğru yürüyorum, b, an evvel evime gitmek istiyorum artık. Üzerimdeki deri ceketin içinde sırtımdan akan terler spor salonunda son üç günde attığım terin üç katıdır herhalde.


Toplantı bittikten sonra ziyaretçi defterine bir şeyler yazmamızı istiyorlar.

Kapıdaki koruma görevlisinin olduğu yere geliyoruz...
Kalemi elime alıp yazmaya başladığımda,

"Dilerseniz çantanızı ben tutabilirim hanımefendi" diyor görevli gülümseyerek...
Kafamı kaldırıp dik dik bakıyorum adama....

Namım almış yürümüş bile haberim yok!