26 Eylül 2011 Pazartesi

Korkuyor musun?



Neden hep yürekli, cesur, dayanıklı imajı yaratmak isteriz başkalarının gözünde?
Böyle olmak zorunda mıyız?
Korkuyorsan "korkuyorum" de!

" Korkak, Ödlek ,tırsak" damgası yememek için mi bu cesur pozları?
Başkalarının gözünde ne olduğumuz nasıl olduğumuz bu kadar önemli mi?

" Aaa sahi mi? ben hiç korkmam" derler.
Oysa ben yeri geldiğinde açık açık söylerim cesurca.

Evet, ben korkağım, ödleğim, tırsağım, ne var ki bunda?
Korkularını açıkça ifade edebilenler en cesur insanlardır kanımca...

Karanlıkta, sessiz bir yolda tek başıma yürümekten korkarım mesela.
Yürürken arkamda ayak sesleri duyarım... ben dururum o da durur gibi gelir... Sanki biri beni kolumdan tutuverir...çekiverir...

Mezarlıkların yanından yürüyerek geçemem ödüm patlar. Yüreğim ağzıma gelir. Onların bizleri görüp görmediğini düşünürüm geçip giderken... soğuk soğuk terler boşanır üzerimden.

Evde tek başıma kalıp uyuyamam... Tek tek odaları gezerim,dolap içlerine bakarım,yatak altlarına.. hiç başıma gelmedi ama, sabaha kadar evi tavaf ederim..


Öğrenci iken sınıfta parmak kaldırıp yanlış cevap vermekten korktum.. Parmağım hep korkkak, ürkek kalktı... arkadaşlarımın arkasına saklandım.

O zamanlar dayak vardı, yanlış cevap verene de doğru söyleyene de tokat atılıyordu.
Düşüncelerimizi söylemeye bile korkuyorduk. Korkutuluyorduk...
*****

Eğer içimden geçeni dudaklarım söylerse başka alemlere gider gelirim...

Başım döner... Bunu söyleyen kişinin "ben" olmadığıma kanaat getiririm.

*** *****
Hataları yüze vurmamak gerekiyor belki...
Belki de içimizdeki öfkeleri atmak gerekiyor öfkeli olmamak için...

Karşımızdakinin hoşuna gitmeyen, dilimize kadar gelen ama söylenemeyenleri her fırsatta söylersek içimizi boşaltma adına, ne olur acaba diye düşündüğüm de olmuştur. Anneye babaya, arkadaşa, dosta...

Dilimizi tutmamızı bunun için istemiştir belki büyüklerimiz...

"Öyle her şey söylenmez, dile getirilmez ayıp!"

Ayrıca; ne çok "ayıp"la büyüdük...

Büyük sözü dinlemeyenler çok büyük "ayıp" ediyorlar...onlar "kötü çocuk, sen iyi çocuk ol e mi?...

Yoksa içlerindeki bastırılmış duyguların öfkelerin dışa vurumu olarak mı yaşıyoruz toplumca şahit olduğumuz olayları?

Kadınlarımızın, çocuklarımızın yaşadığı onca sıkıntı...
Toplum tarafından dışlanma,ayıplanma korkusunun sonucu mu bunlar?

Korkularımızı, öfkelerimizi korkmadan cesurca söylemenin zamanı belki de..
Belki de çok geç artık kim bilir...

24 Eylül 2011 Cumartesi


dinlediğim,tüm güzel şarkılardan daha güzel senin sözlerin...

bir yağmur sonrası huzurunda

bir yağmur sonrası ışıltısında...

22 Eylül 2011 Perşembe

sen hep baktığım yerde olma,
ben başımın çaresine bakarım...

19 Eylül 2011 Pazartesi

Bazen çok geçtir...




Aklımı kaybettim, dedi.
Ellerimi...
Yürüyen, yol gösteren
Beni sana getiren ayaklarımı...
Hüzünle, sevgiyle, aşkla bakan gözlerimi..
Sıcacık, şevkatle ve titrek sokulan bedenimi..
An gelip de konuşan,
Kırılınca susan dilimi..

Yazımı,
Baharımı,
Son baharımı...
iklimlerimi...

Sevdiğimi,
Sevgili'mi..


Çocuk gibi baktıgım zeytin ağacımı,
Çiçeğimi..
İncir'imi...
Nar'ımı

Velhasıl,

Yaşamak için tutundugum her şeyi
Kaybettim!

aşk...


Ah aşk...

Kimi aşk var; ben gördüm yaşadım der..
Kimi; aşk vardı evet, ama yok artık bitti der..
Kimi de bunlar fasa fiso -aşk- diye bir şey yok!
İnanmayın böyle şeylere yalan der..

Herkes onun hakkında kendince bir şeyler söyler ama tam olarak nedir bilinmez..
Soruları cevaplan(a)mayan faili meçhul cinayet gibidir aşk

Huzur


Gökyüzüne daha bi yakınım sanki..
Bulutlara, yıldızlara daha bi yakın..
Öyle çok yıldız var ki..
Hani; elini uzatsan tek tek toplayacaksın gibi...
Ağustos böcekleri saz çalmaya devam ediyor...
Komşu evlerin ışıkları yanıyor,
Balkonda oturanların gülüşmeleri, çay kaşıklarının sesleri...
Bisiklete binen çocuklar,
Arabaların açık camlarından sokağa taşan müzik sesleri... çimlerin üzerinde sırt üstü yatıp keyfinden bi sağa bi sola dönen komşu köpeği...
Her şey o kadar güzel ve anlamlı ki şimdi..
Koltugumun arkasına atıyorum başımı ve gözlerimi kapatarak içime derinn bi nefes çekiyorum gülümseyerek...
Şükürler olsun allahım "diyorum... şükürler olsun...
Sağlıkla ve hepimiz bi aradayız...

eksik


hayatı hep bir eksik yaşarmış insan;
ya bir can'ı,
ya da bir malı...
bir tamamlanmamışlık hissi sararmış her yanı..

sardunyalar


sardunya yapraklarına benzetirim bazı insanları.. dokunduğunuz zaman kendilerine has güzel duygular saçar etrafına...

Bir şehri terkederken


Hava oldukça serindi..
Omuzlarımdaki hırkaya biraz daha sıkı sarıldım...
Ne o konuşuyordu ne de ben...
Sadece, yakınımıza kadar gelip kendini kıyıya vuran hırçın, köpük köpük dalgalara bakıyorduk...
- Sence özleyecek miyim ? diye sordum..
O bana "neyi" diye sormadan neyi kastettiğimi anlayarak
- Elbette özleyeceksin, dedi.
- İlk zamanlar zorlanacaksın.. ama alışacaksın... kendine başka başka uğraşlar bulacaksın sonra. Başka başka insanlar tanıyacaksın... Hayatın ritmine, akışına kaptıracaksın kendini. Gün gelecek, " bir zamanlar" diye başlayan cümleler kuracaksın herkese... Anlatacaksın.
- Yaparsın sen.. eminim, dedi.
- Evet dedim yavaşça.. yaparım ben, alışkınım...
Ben bir şehri terkederken,
Başka bir şehri sevmeye çalışırım...

18 Eylül 2011 Pazar

Memleket Kokusu


" İnsan tanımadığı bir şehirde nasıl uyanır,ne hisseder " diye sormuş bir arkadaşım...
Tuhaf... garip bi duygudur bu.
Mesela;
Derin bir uykudan uyanıp, kendini başka bir yerde bulmuşsun gibi hissedersin.
Başka sesler gelir dışarıdan,
Başka evler,
Başka perdeler giyinmiş başka pencereler görürsün.
Başka insanlar, hiç tanımadığın yüzler bakar pencerelerden balkonlardan...
Hangi sokak nereye çıkar,
Hangi caddeye açılır uzunca bir süre bilemezsin.

Yeni bir şehir;
Manzarası değiştirilmiş bir sahne gibidir senin için...
Değişmeyen, kıdemli tek oyuncu sensindir.
Hani diyorlar ya,
"Karnın nerede doyuyorsa orası memleketin..."
Olmuyor...
Memleketinin insanı başka,
Kokusu başka oluyor...