28 Eylül 2012 Cuma

Efeler gibi...


İncecik bir ipin ucu çekiliverdi, 
İçime kor ateşler düştü... 

Hani konuşsam,
Cümleler parça parça çıkacaktı...
Hani,toplasam da işe yaramayacaktı.
Uzun uzun baktım...
Ki; baktığımdan haberi yoktu.

Öyle güçlü,
Öyle pervasız...
Öyle dosdoğru,
Öylesine yalansızdı besbelli.

Efeler gibi...

Sonra kalbimden bir tuttu,
O dağ senin bu dağ benim gezdik yıllar boyu...

8 Mayıs 2012 Salı

Yolun sonu


yolun sonuna geldiğin zaman
yapayalnız olduğunu görür

Ve;
 şaşarsın...




fotoğraf/ 2che.me

13 Nisan 2012 Cuma

Olmuyor bazen...


Olmuyor değil mi?
Olmuyor bazen...


Yapamıyorsun.


Ne anlatırsan anlat,


Ne yaşarsan yaşa,


Ne söylersen söyle,


Nereye gidersen git,


Nereye kaçarsan kaç,


Kendine döndüğünde


Köşeye sıkışıyorsun..

O söylediğin eski bir şarkı,
Sözlerini hep unutuyorsun...











12 Nisan 2012 Perşembe


Siz de koklar mısınız bilmiyorum ama ben kokluyorum...
Elime alıp aşkla okşuyorum.
Sonra da açıp
Kokluyorum derin derin...

Sıcacık bir ekmeği koklar gibi kokluyorum.
Bu da benim hastalığım,
Yani koklamak..
****
O kokuyu özleyerek gidiyordum oraya.
Burnumun direğini sızlatan o kokuyu çok seviyor derin derin çekiyor
İçime yerleştiriyordum...

Nasıl bir tiryakilik bu aman yarabbi.!

Sonra bir gün yakalandım..
Evet, yakalandım.
Önce etrafı kolaçan ettim. Yakınlarda kimse var mı yok mu baktım.

Durum müsaitti..
Rafların arkasına geçtim,

Elime aldım baktım, okşadım sevdim.... ve tam da kendimden geçmiş bi halde koklarken yakalandım..
Gözlerimi açtığımda görevli ile göz göze geldim.
Bana gülümsüyordu yamuk yamuk "yakaladım "der gibi.
Utanmıştım. 
Yavaşça elimden bıraktım. 
İlk kez "koklayan" birini gördüğüne adım gibi eminim.

 Usulca başka yöne doğru yönelirken o da bana doğru adım atmaya başladı.
Yanıma gelince,
"Merak etmeyin" dedi, ben de severim koklamayı.. hem de çocukluğumdan bu yana.
Neden burada olduğumu sanıyorsunuz? Daha yakın olmak için tabii ki.

 Raftan, eline ilk gelen kapağı pırıl pırıl parlayan bir kitap alarak üzerinde gezdirdi usulca.. sonra sayfalarını açarak derin derin kokladı...

Gülümsedi.. gülümsedim... 

"Yeni çıkanlar" bölümüne doğru ilerledi...

"İncir kuşları" nı okudunuz mu? Gerçek bir aşk hikayesi imiş. çok güzel, tavsiye ederim,dedi...
  Hayır, diyerek kitabı elinden aldım.

Beni onunla baş başa bırakmak için olmalı ki, yanımdan uzaklaştı...




4 Nisan 2012 Çarşamba


hep pozitif olma durumu bana çok sahte gelmiştir.
hep gülümseyen bi yüz,
olumlu düşünceler...
mutlu umutlu
" amaaan canım ne varmış ki onda"  hali...

oysa dibe de vurur insan
ağlar da böğüre böğüre...
ve debelenir durur ters dönmüş hamamböceği gibi,
bir süre kalır öylece tekrar kalkana kadar.
İşte;
 "Dibine kadar insan " olma hali"  budur.

17 Mart 2012 Cumartesi

yer gök bahar...
yer gök aşk..
yer gök sen!

gökte güneş,
dalda çiçek..
bir sağnak yağıveren yağmur...

sonra toprak kokar
sonra ten...

25 Şubat 2012 Cumartesi

Fısıltı...

Ve;
Gün biter...
Gece biter...
" Seni seviyorum.."
Bir dua gibi,
Dilimde...
Kulaklarımda...

21 Şubat 2012 Salı

Guguk kuşu

Çok eskilerden
Çok eski bir dosttu,
Her bahar gelir,
Benimle konuşurdu.
Yine aynı şeyleri sordum,
Cevap verdi..
Yine sordum yine cevap verdi..
Bu aramızda eski bir oyundu.
Ben yine o eski çocuk oldum,
O çocukluğumun guguk kuşu...

19 Şubat 2012 Pazar

kocaman bir dünya



tahammül sınırları kısaldı.
"işine geliyorsa..ve
"bana ne"cilik zamanı.
dünyanın merkezi olduk her birimiz.
kimseyi dinlemez olduk,
"biz" dik "ben" olduk...
her şeyi kısalttık..
kısalttık...
ayrı dünyaların insanı olduk.

 ziyaretlerimiz artık bir kahve içimi..
aşklarımız bir mevsimlik..
arkadaşlıklar da öyle..
dostluklar bir çelmede yıkılıyor.
dünya yıkılmış kimin umurunda?
yaşasın "ben"cillik...

anlatımlarımız ise öyle uzun uzadıya falan değil.
kısa cümleler kurmayı ve okumayı seviyoruz. 
bir kaç kelime ile yetinir olduk.
daha uzununu okumaya zaman yok.
Uzatmaya gerek yok.
"Leb" demeden leblebiyi anladık.


yakında bi yığın kısa cümle içeren kitaplar çıkmaya başlar...
az ve öz..
özlü sözler gibi...

"koskoca dünyada,
herkes biraz aldatılmış..
herkes biraz yalnız kalmış..." 2che.me






6 Şubat 2012 Pazartesi

Hadi..

                   Hadi,
  Birbirimize güzel şeyler söyleyelim...
     "Seni seviyorum" diyelim mesela...
  Mesela teşekkür edelim..
            Ve hatta,
Kırdıysak birbirimizi özür dileyelim...

Hadi,
Hadi birbirimize
                 Güzel şeyler söyleyelim..
Şiirler okuyalım...
                 Şarkılar söyleyelim,
Ama ne olur...
Yalanlar söylemeyelim.




5 Şubat 2012 Pazar

Mum gibi



Ne zaman yere düşsek hayaller kuruyoruz birbirimizi kaldırmak için.. geçmişi... geleceği bir değnek gibi kullanıyoruz yeri geldiğinde.

Bu sürekli mutsuzluğumuzdan kaynaklanmıyor elbette. Çocukken sokakta oynarkenki düşüşlerimize benziyor tıpkı. El veriyoruz hayallerimizle. hayallerimize dahil ediyoruz birbirimizi.. ağlarken şeker uzatırlardı ya hani büyükler elimize..

Büyüklerin şekeri hayalleri oluyor bir yerde..

Hayallerimiz kırıla kırıla yaşıyoruz.. ne zaman hayal kırıklıgına uğrasak başka hayaller kuruyoruz.

Görünmeyen bir duvara, görünmeyen resimler çiziyoruz aklımızın ince kıvrımlarında... içimize çiçekler dikip, hayallerimizle besliyoruz onu büyütene dek.. bir gün umutsuzluktan öldüğümüzde tekrar deniyoruz... içimize sevinç dolduran umutlandıran, yaşama itekleyen.. gözümüzün içine ışık yerleştiren.. eline şeker tutturulmuş bir çocuk gibi mutlu olmak için kendimize şeker veriyoruz hayaller kurarak..

.. Küçük bir taşa takılmayla beraber yere düşer gibi olmak ve bir yere tutunmaya çalışmak..

Ya da farklı bir boyuta taşınmak...

Çölde susuzluktan yanıp kavrulurken, gürül gürül akan bir şelale görüp altında yıkanıp arınmak gibi hayal kurmak..

Ne olursa olsun, rüzgara karşı ateşini sürdürmeye çalışan bir mum gibidir insan.. 

O ateşi ya bir el söndürür...  

Ya da ışığı ile birlikte yana yana tükenir gider...
Her şey öyle ağır gelir ki bazen...
kaldıramazsın....




fotoğraf/ 2che.me

4 Şubat 2012 Cumartesi

Yağmur...


yağmur ince bir sızı gibi içime işliyorken,
 ben sana doğuyordum...
yıllar yılı
 ellerinde büyüyecekti yüreğim,
bilmiyordum..

30 Ocak 2012 Pazartesi

Köpek sevmek...


Köpek sevmek başka bişey.
Ona verdiğiniz hiç bir şeyin karşılıksız kalmayacagını bilirsiniz.
Verdiğiniz küçücük bi ilgi bile size kocaman bi sevgi ve sonsuz bağlılık olarak geri döner.

Verdiğinizi misli misli alırsınız...
Hani insanlar bağlılıklarının derecesini anlatmak için derler ya, " sana köpek gibi bağlıyım.."
Köpekler sahiplerine aşırı derecede bağlıdırlar. Kovsanız da gitmez.
Gitse de bir gün bi bakarsınız kapınız çalar ve onu karşınızda görürsünüz.
Tüm sevgisi ve sadakatıyla karşınızdadır.
Öleceklerse de evlerine gelip ölürler..
Ya da sahipleri yanlarına gitmeden ölmezler...
İnsandan bile daha sevgili... şefkatli ve bağlılık duygusu yüksek olan bir canlıdır.
Verdiğiniz bir dilim ekmeğin bile karşılığını mutlaka alırsınız...

27 Ocak 2012 Cuma

Bizim zamanımızda...

Pencere pervazına mutlaka bi çiçek kondurulmuş, Kırmızı ışıklı evler sıcacıktı. Mutluydu. Kavgasız gürültüsüz mutlu bir aile tablosuydu. Herkesi mutlu mesut sanıyorduk. Zira biz mutluyduk. Çocukların psikolojisinin bozuk olmadığı, tecavüzlerin yaşanmadığı, kadına şiddetin duyulmadığı, ensest ilişkinin adını dahi duymadığımız, hapishanelerin tıklım tıkış olmadığı, milli bayramlarımızı büyük bir coşku ile kutladığımız... Her gün, her sabah sınıflarımızda bağıra bağıra " andımız"ı okuduğumuz, her hafta sonu ve her hafta başı istiklal marşımızı okurken gururla dimdik durduğumuz, öğretmenlerin önünde saygı ile eğilinen, mis kokulu bakkallardan alışveriş yaptığımız günlerdi. Okuldan çıkışta hemen eve gitmez yollarda oyalanırdık. Annelerimiz de bilirdi bunu. Eve geç kalışımızdan korkmazlardı, endişe etmezlerdi. Akıllarına başka bir şey gelmezdi. Şimdiki çocuklar bile biliyor artık her evin mutlu olmadığını. Zamanın eski zamanlardaki gibi olmadığını. Onlar bizim gibi hatırlamayacaklar mutlu mesut günler yaşandığını... Onların hatıralarında televizyonlarda izledikleri, Gazetelerde okudukları etraflarından duydukları bin bir olumsuz haberle beraber, Dışarıda bizim gibi özgürce ve korkusuzca zaman geçiremediklerini hatırlayacaklar. Şimdi bizim söylediğimiz, bizim kurduğumuz cümlenin aynısını kuracaklar çocuklarına... "Bizim zamanımızda!" diye başlayacaklar... "Bizim zamanımızda...." Çok yazık! fotoğraf/ 2che.me

5 Ocak 2012 Perşembe

Yalan...

birilerinin yüzüne vurmayı denedin mi hiç o güne dek şahit olduğun sahtekarlıklarını, riyakarlıklarını bal gibi anladıgın yalanlarını... gözlerinin içine baka... baka... çatır... çatır söyleyebildin mi yapabildin mi bunu arkanı dönüp giderken gülümsedin mi? "oh be!." dedin mi?

Mevsimsiz...

mevsimlerle işim yok benim... yağmur yağmış, yağmamış, güneş açmış açmamış.. hava rüzgarlıymış lodosmuş, tufanmış... içimdeki bahar.. içimdeki güneş.. içimde kabarıp duran sevgi... dostluğa, yaşama, insanlara... güzel bir söze güzel bir bakışa bir sarılışa bir dokunuşa bir öpüşe daha ne olsun!! daha ne?

Gel...

en güzel duygularınla gel öfkelerinden arınmış durgun sular gibi sakin... karanlığından sıyrılmış, aydınlık... duru sabahlar gibi gel huzurlu... dingin... hiç ummadığım kadar sevgi'li ve şefkatli... bana kendin gibi gel! hiç ol(a)madığın yaklaşamadığın kadar yakınıma... bana söz ver her şeyin adına ant ver... fotoğraf/ 2che

Yeni bir yıl

Yo yoo hiç şikayetçi değilim, Gayet iyi davrandı bana. Gerçekten! Başlarda biraz canımı sıksa da, üzse de , ağlatsa da zaman zaman Sonradan kendini düzeltti.. Lakin hayat böyle. Tahterevalli gibi... bir aşağı bir yukarı... havalardayken bir anda kendinizi yerde buluveriyorsunuz. Bazen her şey üst üste geliyor sözleşmişler gibi. Hangi biriyle uğraşacağını şaşırıyor insan. Her şey ters gidiyor. Her bi taraftan darbe alınca e kendine gelemiyor insan ve zaman geçip gidiyor. Zaman ne çabuk geçip gidiyor değil mi? Çocukluğumda böyle değildi sanki. Şimdi bi bakıyorsun hafta sonu, bi bakıyorsun ay sonu gelmiş.. Allah için var ya; hep şükretttim.. Hiç bi şeyin fazlasını istemedim ondan. Çok sıkıntı çektim ama az ile yetinmeyi bildim. Şuyum olsun, buyum olsun... şu da olsun hiç demedim. Herkesin var benim neden yok da demedim, elimdekiyle yetinmesini bildim. Eşim, çocuklarım ve ailem ve tabii ki ben de sağlıklı olduğum için, ve hala böylesi kötü bir zamanda hala yaşayabildiğimiz, sağ kalabildiğimiz için şükrettim... şükrediyorum... Güzel geçindik diyebilirim... Yani bana, bize iyi davrandı. Ama başkalarına yaptıklarından, gösterdiklerinden şikayetçiyim. Ben öyle bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyenlerden değilim. Yaptıklarının cezasını çekmeli evet. Miladı doldu.. Gitmesinden yanayım. Gitsin yani.. Yeni gelecek olandan oldukça umutluyum. Herkes umutlu. Herkesin beklentileri var. Yapılacak halledilecek yarım kalmış iş çok... Dosya kabarık. Kadına şiddet.. atanamayan öğretmenler.. emekli maaşları, depremde evsiz kalan insanlar.. bi yığın işşiz... terör... ohooo!! Baksın işte.. neler yapılması gerekiyorsa yapsın halletsin. Öyle yan gelip yatmak yok. Ondan çok şey bekleyen umut dolu insanlar var. Benim de beklentilerim var tabii. Öyle çok para falan değil.. Para da lazım tabii ama gerekli oldugu kadar. Kimseye muhtaç olmayacak kadar. Başımızı sokacak bahçeli bi evimiz olsun yeter. Oğlum güzel bi üniversiteye yerleşsin.. kızım kpss,yi kazanarak güzel bi atama olsun. Ve en önemlisi hayatımızda bolca sağlık olsun. İnsan; yürüdüğü yol ve o yolda yürürken gördükleri kadar konuşmalıymış.. Ben de öyle yaptım. Gördüklerimden fazlasını anlatamazdım zaten. İnşallah daha da yürüyeceğim ve gördüklerimi anlatacağım. Güle güle 2011... yolun açık olsun... Tüm beklentilerimizin gerçekleşeceği bir yıl diliyorum hepimize... fotoğraf/ 2che

Ekmek kokusu

İnsan hiç ekmek kokusu duyduğu zaman hüzünlenebilir mi? Çocukluğumun en uzun günlerinin ikindi zamanlarında elime tutuşturulan file ile beraber Karadenizli Ömer Amca'nın fırınına gittiğimde, tam da o anda fırından çıkarılmakta olan el değdirelemeyen nar gibi kızarmış ekmek kokuları gelir aklıma... Ana-baba evinin keyfini sürerken yaptığım bol kahkahalı kalabalık pazar kahvaltılarım gelir... domatesin suyuna sıcacık ekmeği batırarak yemek hiç o kadar güzel, hiç o kadar zevkli olmadı. Hiç o kadar tat almadım. Sıcacık ekmek kokusu; arasına saldığım tereyağların, üzerine sürdüğüm salçanın, yanında katıkladığım peynirin tadını getirir aklıma... Annemin; evden aç çıkacağımız telaşlarını, evin içerisinde koşuşturmalarını getirir aklıma... Uzun siyah soba maşasının üzerine koyarak kızarttığı kızarmış ekmek kokularını getirir. İnsan hiç ekmek kokusu duyduğu zaman hüzünlenebilir mi? Ya da gülümseyebilir mi? Fotoğraf/ 2che

ayna

hüzün bazen sadece aynalara dökülür... kimsenin gör(e)mediğini, dillerin söyle(ye)mediğini aynalar görür.. fotoğraf/ 2che