13 Ocak 2008 Pazar

Kırmızı Bisiklet






güneş çekildikten sonra çıkardım evden.. yolum oradan geçmediği halde onun bulunduğu yolu kullanırdım, yolumu uzatırdım ama uzattıgıma da degerdi hani..

Çok da büyük olmayan bir manifatura dükkanıydı ilgi odagım... ne ararsanız bulunurdu o dükkanda." Binbir çeşit " derdim ben ona.. dükkanın adı daha düne kadar aklımdaydı ama unuttum işte. Uzun yıllar önceydi akılda tutmak kolay degil.. kumaştan tutun da, tuhafiyeye, birkaç çeşit ayakkabıya varana dek herşey bulunurdu o dükkanda. Bisiklet bile... babam tüm ihtiyaçlarımızı oradan temin ederdi.

her gün akşam üzeri o dükkanın önünden geçerken yavaşlar, dikilip bakardım dükkanın önündeki bisikletlere.. sıra sıra bisikletler dururdu öylece... pembesinden tutun da mavisine kırmızına varana dek her renginden vardı. Tozları alınmış tertemiz pırıl pırıl olurlardı gün sonunda.. nasıl da iç çekerdim.. elimle dokunmak ister.. dokunamaz korkardım.." bir kere dokunabilsem keşke" derdim içimden.. korkardım bir gören olur diye de dokunamazdım..

kendi kendime söylenirdim...

her gün nasılsa ben gitmiyor muydum ekmek almaya? onca ekmeği taşımak kolay mıydı sanki? Filenin sapı minicik ellerimde iz yapıyordu, parmagım inceliyordu da, kimseye bi şey demiyordum. kendimi o kırmızı bisikletle hayal ediyordum işte!! ekmekleri sepete koymuşum herkes bana bakıyor, bisikletim ortalıgı yakıyor..

en yakın arkadaşımın bisikleti vardı.. bisikletinin hem sepeti, hem de arkada tekerleri vardı.. o kadar güzel biniyordu ki, bisiklete binmeyi bilmediğim halde bana bile çok kolaymış gibi geliyordu karşıdan.. ben de kullanabilirim ne olacak ki? diyordum. Arkadaşım da" yakında çıkarırım arka tekerleri görürsün çok uzun sürmez "demişti.. gerçekten de çıkarmıştı. Rüzgar gibi geçiyordu yanımdan bisikleti ile. İmreniyordum!!..

Ertesi günün akşam üzeri ekmek almaya giderken "inşallah satılmamıştır allahım" diye dua ederek girdim sokağa.. bugün dokunacaktım mutlaka.. bugün büyük gündü... etrafta kimse yoktu. herkes dükkanının içindeydi henüz. esnaf halkı akşam üstü oldu mu dükkanlarının önünü ıslatır, yıkar, süpürür küçük taburelerini sandalyelerini kapının önüne atar otururlardı. Küçük bir kasabaydı zaten herkes biribirini tanırdı... karşıdan karşıya sohbetler eder gülüşürlerdi.. ara sıra bana da laf atarlardı ben oradan geçerken... ama henüz kimse yoktu ortalıkta.. şanslıydım.

Geçtim dikildim karşısına.. heyecanlıydım kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu bogazımda.. elim korkakça direksiyonuna gitti.. dokunmuştum işte!.. tüm gün güneşte kalmaktan henüz sımsıcaktı.. oturma yerini elledim sonra, etrafıma bakınmaktan haz alamıyordum ki... yaptıgım işten birşey anlamıyordum. Hırsızlık gibi, taciz gibi acaip tuhaf bi iş yapıyormuşum gibi hissettim kendimi.

herkes babamı tanıyordu kasabada, yarın ona "senin kız bizim bisikletleri elledi" deseler halim nice olurdu.. yüzümün kulaklarıma kadar kızardığını hissettim.. kaç !! dedim kendi kendime. arkama bile bakmadan düz gittim bi yol. sanki arkamdan birileri geliyordu da, kızaran kulagımdan çekeceklerdi.. beni doğru babama götüreceklerdi.. "alın kızınızı" diyeceklerdi... sokagın köşesini dönmeden arkama bakmaya cesaret edebildim.. ne gelen vardı, ne de arkamdan bakan.. koşa koşa uzaklaştım oradan.

her gün o yoldan geçtim durdum.. izledim kırmızı bisikletimi.. düşlerimde sahip oldum ona. sildim parlattım.. ekmek taşıdım, şeker taşıdım, pirinç taşıdım her gün.. hep oradaydı, diğer bisikletlerin tam ortasında. Hiçbir yere kımıldayamayacak, ve kimse ona sahip olamayacak gibiydi..

babama da bazen söylerdim onun keyifli, mutlu günleri oldugunda.. anlatırdım kırmızı bisikletimi..." alırız kızım" derdi hep..oysa alamayacagımızı biliyordum... onun "alırız kızım" demesi bile, kırmızı bisikleti yarın alacakmışsız gibi mutlu ederdi beni.

İnsanların hayal ettiği her şeye kavuşamayacagını ta o zamanlarda ögrenmiştim ben..

bir gün!!!..
o dükkanın önünden geçerken orta sıradaki kırmızı bisikletin yerinde durmadıgını gördüm.. şaşırdım inanamadım... yerini degiştirmişlerdir diye tekrar tekrar baktım.. yoktu!!

Dükkanın kapısından içeri kafamı uzatıp " burada bir kırmızı bisiklet vardı" diye gösterdim elimle. "sattık kızım sattık" dedi adam ilgisizce. Kafamı salladım... sessizce çekildim.
bisikletim elimden alınmış gibi gözyaşlarıma sahip çıkamadım.." gitti" dedim mırıltıyla.. arkama baka baka fırına dogru yürüdüm.

çaresizce kırmızı bisikletimin elimden gitmesini kabullendim.. hiç olmazsa dokunmuştum ama.. o çok iyi bi şeydi benim için. Dokunmak yetmişti kabullenmeme. Ya hiç dokunamasaydım?.. o daha kötüydü ya!!

hayalimde hep kırmızı bir bisiklete sahip olmak vardı.. babam yıllar sonra eve bir bisiklet almıştı evet... ama içimdeki bisiklet o degildi. hem sepeti yoktu.. hem sonra o maviydi.. hem artık ben istemiyordum... sebebim çoktu binmemek için. Binmedim o bisiklete... ve ben hala bisiklet kullanmayı bilmiyorum.
Oysa tek istediğim, o iki teker üzerinde durabilmek... uçarcasına !!!

12 Ocak 2008 Cumartesi

Şehirler sevmez beni, ben de şehirleri




Şehirler sevmez beni, ben de şehirleri..
İşte bu yüzden,
Bir misafir gibi hissederim her yaşadığım şehirde kendimi.Hani sanki, her an kalkıp gidiverecekmiş gibi.
Ben köy çocuguyum, çünkü ben köylüyüm.
Tıkış tıkış parklar, cafeler açmaz beni..
Köyümün bahçesindeki armut agacı, ıhlamur agaçları tanır beni..
Serin gölgesinde oturup içtiğim taze demli çayları, ve..
Limonlu ıhlamurları bilir ne kadar sevdiğimi.

Ben köylüyüm..
Köyümün tarlasını severim.. ekinini severim.Yaglı kırmızı biberlerin güneşte parıldayarak,
Çıkan serin rüzgarlarda, nazlı nazlı sallanışını izlemeyi severim..
Ve.. sabaha karşı toplanan tütünlerin kokusunu ve üzerlerindeki taze düşmüş çiğ damlalarını.
Ve sonra onları tek tek ipe dizmeyi,
İlyas Amcamın dizilen tütünleri askılara asışını seyretmeyi,
Akşam üzerleri bahçelerden yorgun, yorgun gelen traktörlerin.. arkasındaki uzun kuyruga oturup gülüşen çocukları izlemeyi severim..

İşte bu yüzden,
Şehirler beni hiç sevmez.
Ben de şehirleri..

Şehirler nankördür,
Kibirlidir.
İki yüzlüdür..
Boğar derin girdaplarında kendine tutunanları.
Yalancı güzellikler sunar agır tepsilerde,
Yalancı ne sevdalar yaşanır kaç kez gönüllerde..

Ben köy yerindeki davul-zurnalı düğünleri severim.
Halay çekerim..
Şarkılardan Çökertmeyi,
Bir de, evreşe yollarını söylemeyi severim.

Akşamları kilit vurulmamış kapılardan çıkagelen dostlarla, çekirdek çitlemeyi, kuru incir yemeyi
Kuzinelerin üzerindeki güğümlerden çıkan sesleri,
Ve o seslerin arasında..
Uzun sedirlerin üzerinde uyuklamayı severim.

Ben köy insanımı severim,
Üzerine şekerli yogurt sürülmüş,
Yaptıgı köy ekmeginden bana bir dilim sunan Naime yengemi.. Hanife teyzemi,
Tütün dizerken elindeki tütünlerle uyuyakalan, adını ''uykucu'' koydugumuz uykucu teyzemi severim..

İşte bu yüzden.. şehirler sevmez belki beni,
Ben de şehirleri.

Aşk.. Dudaklarımızda Bir Islık Olmalı



Aşk şaşırtır insanı.
Bazen engin denizler kadar sonsuz..
Bazen de aşkın söylemi kadar kısa olur.

Bahar iklimi kadar gel-gitlerle yaşar ruhumuz.. Gün gelir..aşkla oynamak,çamurla oyun oynamak gibi birşey olur. Topragın suyla karışık haliyle oynamak kime haz vermez ki? Gönlümüzden geçtiği gibi şekillendiririz elimizdeki o çamuru. Şekillenmedikçe öfke duyarız.. Çamurla oynadıgımız gibi oynarız onunla.

Bazen.. elimize yüzümüze bulaştırırız. Oynadıkça elimize yapışır. Tertemiz.. gürül gürül akan bir su isteriz içimize, ellerimize bulaşan çamurlardan arınmak için.
Toprak ve su karışımı haz vermez olur bir anda. Herşey değişir, bozulur bir anda.. çamur ve ellerimiz birbirini sevmez olur.

Ve mızmızlanmadan,öfkelenmeden halletmeliyiz içimizde birdenbire oluşan bu sevmeme duygusunu. Seçenek yok..
Ya bahar olacaksın.. ya da hüzün.
Bir bardagın yarısının boş oldugunu görme irademizle.. o anki ruh halimizi pozitif olma tercihimizi kullanarak kendimizi yönlendirebiliriz..
Ya severiz, ya da hepten sevmeyi bırakırız..
Acıyı içimizde besleyip devleştirmekten öte..içimizdeki umudun peşinden de sürüklenebiliriz.
İçimizdeki kapıyı yepyeni güneşli baharlara açabiliriz mesela..
İçimizdeki bahar ölmeden,
O acılı küskün yürege yüz vermemeliyiz.
Çünkü hayat çok kısa..
İçimizden şarkı söylemek gelebilmeli bazen.
Çocuklugumuzda sıkça yaptıgımız ve şimdilerde bıraktıgımız,
Islak çimlere uzanıp da ıslık çalmalı mesela..
İçimizdeki aşk.. dudaklarımızdan çıkardıgımız neşeli bir ıslık sesi gibi olmalı daima
Toprak ve suyun karışımdan aldıgımız his gibi.. aşk ömür boyu sürecek bir keyif olmalı..
Ve Aşk..
Sırtımızı dayadıgımız köklü bir agaç.. ulu bir Çınar olmalı.